KÜRK MANTOLU MADONNA - SABAHATTİN ALİ



Yazarı: Sabahattin ALİ
Yayın Yılı: 2014
Sayfa Sayısı: 160
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları


TANITIM BÜLTENİNDEN....

Kürk Mantolu Madonna: "Her gün, daima öğleden sonra oraya gidiyor, koridorlardaki resimlere bakıyormuş gibi ağır ağır, fakat büyük bir sabırsızlıkla asıl hedefine varmak isteyen adımlarımı zorla zapt ederek geziniyor, rastgele gözüme çarpmış gibi önünde durduğum "Kürk Mantolu Madonna"yı seyre dalıyor, ta kapılar kapanıncaya kadar orada bekliyordum." Kimi tutkular rehberimiz olur yaşam boyunca. Kollarıyla bizi sarar. Sorgulamadan peşlerinden gideriz ve hiç pişman olmayacağımızı biliriz. Yapıtlarında insanların görünmeyen yüzlerini ortaya çıkaran Sabahattin Ali, bu kitabında güçlü bir tutkunun resmini çiziyor. Düzenin sildiği kişiliklere, yaşamın uçuculuğuna ve aşkın olanaksızlığına (?) dair, yanıtlanması zor sorular soruyor.

KİTAP ELEŞTİRİSİ

Çok güzel bir konusu vardı. En başta farklı bir karakterle başlayıp başka bir karakterin hayatına çıkılan bir yolculuk.. Uzaklar, yanlış anlamalar  ve arkada kalan küçük bir kız çocuğu...
Raif ve maria puder'in anlamlı ama sonu istenmeyen şekilde biten yaşamı...
Okuyanı etkinde bırakan bir roman.

ROMANDAN...


“artik maria puder, yasamak icin kendisine kayitsiz ve sartsiz muhtac oldugum bir insandi. bu his ilk anlarda bana da garip geliyordu. bu yasima kadar mevcudiyetinden bile haberim olmayan bir insanin vucudu birdenbire benim icin nasil bir ihtiyac olabilirdi? fakat bu hep boyle değil midir? bircok seylere ihtiyacimizi ancak onlari gorup tanidiktan sonra kesfetmez miyiz?.. ben de, o zamana kadarki hayatimin boslugunu, gayesizligini sirf boyle bir insandan mahrum olusumda bulmaya baslamistim. insanlardan kacisim, icimden gecenlerin en kucuk bir parcasini bile etrafima sezdirmekten cekinisim bana sebepsiz ve manasiz gorunurdu. zaman zaman beni saran huzunlerin, hayat bikkinliginin bir ruhi hastalik alameti olmasindan korkardim. bir kitabi okurken gecen iki saatin omrumun bircok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli oldugunu fark edince insan hayatinin urkutucu hicligini dusunur ve yeis icinde kalirdim. 

halbuki simdi her sey degismisti. bu kadinin resmini gordugum andan beri gecen birkac hafta icinde, omrumun butun senelerinden daha cok yasadigimi hissediyordum. her gunum, her saatim, uyudugum zamanlar bile dopdoluydu. bana sadece yorgunluk veren uzuvlarimin degil, ruhumun da yasamaya basladigini, icimde, haberim olmadan beklesen ustu ortulu derin taraflarin da birdenbire meydana cikarak bana fevkalade cazip, kiymetli manzaralar arz ettiklerini goruyordum. maria puder bana bir ruhum oldugunu ogretmisti ve ben de onun, simdiye kadar rastladigim insanlar arasinda ilk defa olarak, bir ruhu bulundugunu tespit ediyordum. muhakkak ki butun insanlarin birer ruhu vardi, ama bircogu bunun farkinda degildi ve gene farkinda olmadan geldikleri yere gideceklerdi. bir ruh, ancak bir benzerini buldugu zaman ve bize, bizim aklimiza, hesaplarimiza danismaya luzum bile gormeden, meydana cikiyordu... biz ancak o zaman sahiden yasamaya, -ruhumuzla yasamaya- basliyorduk. o zaman butun tereddutler, hicaplar bir tarafa birakiliyor, ruhlar birbirlerine kucaklasmak icin, herseyi cigneyerek, birbirlerine kosuyordu. butun cekingenliklerim yok olmustu. bu kadinin karsisinda her seyimi ortaya dokmek, butun iyi ve fena, kuvvetli ve zayif taraflarimda, en kucuk bir noktayi bile saklamadan, circiplak ruhumu onun onune sermek icin sabirsizlaniyordum. cunku butun omrumce susmus, zihnimden gecen her sey icin: ‘adam sen de, soyleyip de ne olacak sanki?’ demistim. eskiden her insan hakkinda, bir pesin hukmun tesiriyle nasil: ‘bu beni anlamaz!’ demissem, bu sefer bu kadin icin, gene hicbir esasa dayanmadan, fakat o yanilmaz ilk hisse tabi olarak: ‘iste bu beni anlar’’ diyordum...”

----
...ben garip bir kadınım. benimle ahbaplık etmek isterseniz birçok şeylere tahammüle mecbur kalacaksınız..çok manasız kaprislerim, birbirine uymaz saatlerim vardır... hulasa arkadaş olduğum kimseler için pek müziç ve anlaşılmaz bir mahlukum...

...kimseye ihtiyacım yok.. kimseye minnettar olmak, kimsenin dostluğunu, lütfunu istemek niyetinde değilim... isterseniz...

...ufak tefek kavgalar edersem ehemniyeti yok. aldırmazsınız...

"dünyada sizden, yani bütün erkeklerden niçin bu kadar çok nefret ediyorum biliyor musunuz? sırf böyle en tabii hakları imiş gibi insandan birçok şeyler istedikleri için... beni yanlış anlamayın, bu taleplerin muhakkak söz haline gelmesi şart değil... erkeklerin öyle bir bakışları, öyle bir gülüşleri, ellerini kaldırışları, hulasa kadınlara öyle bir muamele edişleri var ki... kendilerine ne kadar fazla ve ne kadar aptalca güvendiklerini farketmemek için kör olmak lazım. herhangi bir şekilde talepleri reddedildiği zaman düştükleri şaşkınlığı görmek, küstahça gururlarını anlamak için kafidir. kendilerini daima bir avcı, bizi zavallı birer av olarak düşünmekten asla vazgeçemiyorlar. bizim vazifemiz sadece tabi olmak, itaat etmek, istenilen şeyleri vermek... biz isteyemeyiz, kendiliğimizden bir şey veremeyiz... ben bu ahmakça ve küstahça erkek gururundan tiksiniyorum."

----

...bilhassa tahammül demiyeceğim şey, kadının erkek karşısında her zaman pasif kalmaya mecbur oluşu..neden? niçin daima biz kaçacağız ve siz kovalayacaksınız? niçin daima biz teslim olacağız ve siz teslim alacaksınız? niçin sizin yavarışlarınızda bile bir tahakküm, bizim reddedişlerimizde bile bir aciz bulunacak? ..niçin böyleyim? niçin diğer kadınların farkına bile varmadıkları bir nokta, bana bu kadar ehemniyetli görünüyor? ... çünkü hayatım, sırf bir tesadüf eseri olarak, diğer kadınları mukadderatlarını tabii görmeye alıştıran tesirlerden uzak geçti... annem tabii olmaya, itaat etmeye alışık olan kadınlığın adeta bir timsaliydi.hayatta yalnız yürümek itiyadını kaybetmiş, daha doğrusu bu itiyadı asla kazanamamıştı. yedi yaşında olduğum halde onu ben idare etmeye başladım. ona ben metanet tavsiye ettim, akıl öğrettim, destek oldum. ..mektepte kız arkadaşlarımın miskinliğiemelleri beni daima tiksindirdi. hiçbir şeyi, kendimi erkeklere beğendirmek için öğrenmedim. hiçbir zaman erkeklerin önünde kızarmadım ve onlardan bir iltifat beklemedim. bu hal beni müthiş bir yalnızlığa mahkum etti...

...benim bu sözlerimi kesmeden, beni fikrimden çevirmeyeikna etmeye, yani yola getirmeye kalkmadan,dinleyen ilk erkek sizsiniz...

----

"o, bütün mantıkların dışında, tarifi imkansız ve mahiyeti bilinmeyen bir şey. sevmek ve hoşlanmak başka, istemek, bütün ruhuyla, bütün vücuduyla, her şeyiyle istemek başka. aşk bence bu istemektir. mukavemet edilmez bir istemek."

----

İnsanlar birbirinin maddi yardımlarına ve paralarına değil, sevgilerine ve alakalarına muhtaçtırlar. 



Bu olmadıktan sonra, aile sahibi olmanın hakiki ismi, "birtakım yabancılar beslemek"ti.

----

"Bir insana ilk defa kendimden bahsettiğim için bütün çıplaklığımla, hiç bir şeyi ört bas etmeden görünmek istiyordum. Ona yalan söylememek, kendimi tahrif etmemek, hiç bir şeyi 



değiştirmemek için o kadar gayret sarf ediyor, hatta bu gayrette bazen ileri giderek kendi 



aleyhimdeki noktaları o kadar tebaruz ediyordum ki bu suretle yine hakikatten ayrılmış oluyordum."


----

"Bir ruh, ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza, hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden, meydana çıkıyordu. Biz o zaman sahiden yaşamaya, ruhumuzla yaşamaya başlıyorduk."



----


Kendisinden daha dün ayrılmış gibi taze bir hasret duydum. 
Kaybedilen en kiymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor. Yalnız kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlayışta insanın içini sızlatıyor. 
Bunun sebebi herhalde, 'bu böyle olmayabilirdi!' düşüncesi, yoksa insan mukadder telakki ettiği şeyleri kabule her zaman hazır.


----

Bir insanın diğer bir insanı, hemen hemen hiçbir şey yapmadan, bu kadar mesut etmesi nasıl mümkün oluyordu? Bu son alıntı da Raif Efendi'den

Yorumlar

  1. Çok severek tekrar tekrar okuduğum bir kitap sende çok güzel bilgilendirmişsin:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim :) benim de tekrar okuyabileceğim bir kitap...

      Sil
  2. Kütüphaneden alacagim, onun icin yazinin tamamini okumadim :)Okuyup bitirince postunu bastan sona okuyacagim.Paylasim icin tesekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben olsam bende aynını yapardım :) Çünkü kitaba kendini vererek okumak ayrı bir güzel...

      Sil
  3. Gerçekten çok güzel bir kitap, tekrar tekrar okunacak olanlardan.

    YanıtlaSil
  4. Çok meraklandım, okumam gerek :)

    YanıtlaSil
  5. Bunu okumuştum ben beğeniyle :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ~~★ bende beğeniyle okudum... Severek okuduğum kitaplar arasında artık :)

      Sil
  6. Harika bir kitap. Kuyucaklı Yusuf adlı romanını da aldım bu ara onu okuyorum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Romanı çok beğendiğim için Sabahattin Ali'nin diğer eserlerini de okumaya karar verdim. Kuyucaklı Yusuf da çokça karşıma çıkan bir romandı muhtemelen okumaya bu kitapla devam edeceğim :)

      Sil
  7. bu kitapla 8-9 yıl önce tanışmıştım (: süperdi.Kocan kadar konuş diye bir kitapta yeniden anımsadım (son dönem kitabı o da )) şimdide sende gördüm.İyi etmişsin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Okuduğuma pişman olmadığım romanlardan biri oldu :)

      Sil
  8. Okuduğum, beğendiğim ama sonunda pişman olduğum bir kitap. Gelemiyorum hüzne hiç. Ama gerçekten harika bir kitap. Çok güzel tanıtmışsınız siz de.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen :( mutlu sonla bitmemesi daha da üzdü beni...

      Sil
  9. Bu kitabı ben de bi kova burcu olarak cok merak ediyorum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (◡‿◡✿) severek okuyacağın bir kitap :))

      Sil
  10. ben de çok beğenmiştim ;)
    benim bloguma da beklerim
    http://biruykucuokuyucu.blogspot.com.tr/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen çok güzel... Geliyorum bloguna :)

      Sil

Yorum Gönder